HEDEFİMİZ MİLLİ EĞİTİM POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARMAK

ABONE OL
31 Mart 2021 18:03
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Eğitim tarihimizdeki son yüz elli sene,  değişim ve dönüşümün büyük oranda deneme yanılma yoluyla yürütüldüğü bir dönemi teşkil etti.

Türkiye’de müfredat programları farklı iç dış Saiklerle yürürlüğe konuldu. Böylelikle  1955 yılına kadar gelindi. Dönemin Maarif Vekili Celal Yardımcı ile Amerikan Ford Vakfı arasında imzalanan anlaşma ile İlkokul Programımızın Amerika ile ‘işbirliği’ halinde hazırlanması kabul edildi.

13 yıl süren uzun bir hazırlık sürecinden sonra Avrupa gezisinden sonra sonuç raporunun Viyana’da açıklandığı o meşhur 1968 İlkokul Programı kabul edildi. Amerika’nın biçtiği insan modelini ihtiva eden, içinde ‘okul gerçek bir toplumdur’ yazan/bunun açıklamasını sosyologlarımıza bırakıyoruz/, küme çalışmaları vs. daha pek çok  Amerikan felsefesi ürünü maddenin yer aldığı bu programda,  bizim adımıza, bir insan modeli idealize edildi!

Takip eden yıllarda 1977’de Edvard Sait, yazdığı Oryantalizm adlı eserinde batılıların eğitim sistemini kurguladıkları Müslüman ülkelerle ilgili yetişen insan modeliyle ilgili tespitlerini yazdı.

‘Kendi halkına karşı kibirli ve üstten bakan, batıya karşı hayran ve kompleksli.’ Ne kadar da tanıdık bir insan tipolojisi bu. Ancak küresel tüketim düzeninin uzantıları bunlarla da yetinmediler.

Medya ve diğer iletişim vasıtalarını devreye koyup dominant bir tüketim kültürü oluşturarak, içimizden bağlı ve bağımlı bir nesil oluşturdular. Sömürge uzantısı aydınlarla dilimize müdahale edip anlama ve anlaşma alanlarımızı olabildiğince daralttılar.

Demode eğitim metotlarıyla neslimizin idrak ve muhakeme gücünü azalttılar. PISA’da Türkiye’nin 40. Sıralara düşmesi bunun sonuçlarından sadece birisini meydana getirmekteydi.

Fransa’nın kartezyen felsefe ve Dekart’a uzanan bir milli eğitim felsefesi, İngiltere’nin John Locke ve tecrübi felesefeye dayanan bir eğitim felsefesi mevcuttur.

Almanya’nın hakeza aynı şekilde. Ancak adında ‘milli’ kelimesi olan iki bakanlıktan biri olan eğitimimizin maalesef bir milli felsefesi bulunmamaktadır.

Böylelikle, tüketim ve Avrupa hayranı yetiştirme misyonu yüklü mevcut eğitim düzenimiz, aynı istikamette insan imalatına devam etmektedir.

Milli eğitim felsefesi olmayınca milli bir eleştirel akıl oluşturamayan aydın/idareci kesimimiz, olabildiğince derinleşen bir bölünmüşlük ve istikametsizlik yaşamakta.

Adeta her meseleye ‘gelişine’ doğru giriş şeklinde bir hamle yapılmaktadır.  Arkasından fikir ve üretim çıkmayan bitmez tükenmez tartışmalar  yaşanmakta.

Herkes bir anda  kendisini verimsiz bir kaos tartışma ortamında bulmaktadır.

Bütün bunlar bizi tek bir hakikate götürmektedir: Sömürge düzeni, sömürge eğitimi. Ve yakıcı sonuçları. Beraberce göz atalım.

İçe kapanan ve bilim, bilgi ve değer  üretmeyen, ülkenin en temel meseleleri konusunda henüz bir fikir ortaya çıkaramamış, ülke ve bölge kalkınmasına dair henüz bir ışık yakamayan  devlet üniversiteleri; tamamen ticari bir işletme mantığı ile hareket eden, ülkenin bölgesel ve genel hiç bir meselesinde henüz varlık gösterememiş, il ve bölge kalkınmalarının hiç bir aşamasında henüz ismi geçmeyen  özel üniversitelerimiz eğitim alanındaki temel meselelerimizin başında gelmektedir.

Kelime dağarcıkları gittikçe sığlaşan, dünya ortalamasının yarısından daha az kelime öğrenerek yetişen, muhakeme gücü zaafiyete uğramış pısa sıralamasında 40.lıklara düşmüş,  birey kimliği inşa ideali tek tek bütün kimlikleri atomize etmeye başlamış, cemiyet dayanışma refleksleri zayıflayan, milli kimlik ve bir milli ruh inşa kısmı  halen informel eğitim yapılarınca takviye edilmekte olan, insan niteliğimizi belirleyen ve adında ‘milli’ olan iki bakanlıktan biri olan eğitime dair bir tespit, bir teşhis ve geleceğe umut olacak bir tasavvur da ortaya henüz ortaya konulamamıştır.

Bu da bir temel eğitim meselesi olmaya devam etmekte Türkiye için.

Eğitimde, ‘batıcılığı’ ideoloji olarak benimseyen bir ismin  himmetiyle eğitim meselelerimize çözüm beklemek akıl ve bilim ilkelerine terstir.

21. Asrın sonundaki ideallerimizi gerçekleştirecek neslin; tarih, kültür, folklor, din ve kimlik donanımına dair bir gelecek vizyonu oluşturulması bugünkü eğitimimizin en acil meselelerinden birisidir.

Eğitimimizin alt yapısı, insani değer ve nitelik üretecek olan kültürel alanda neler yapılacağına dair tasavvurlar oluşturulması da bu eğitim sistemimizin meselelerinden birisidir.

Bütün bunlar irade, bilgi ve samimi bir çaba gerektirmektedir.

Aksi durumda hayatın basit kuralları işlemeye devam etmektedir. Siz düzene çeki düzen vermezseniz,  düzen sizi hizaya getirir.

Yani siz sistemi dönüştürmezseniz, sistem sizi/ülkemizi ve neslimizi dönüştürür.

İşte bütün bunlara itirazımız ve aynı zamanda söyleyecek sözümüz olduğu için www.turkegitimtv.com sitesini kurduk.

Sistem sadece bir araçtır.

Yanlış araçlarla doğru yol alınamayacağını gördüğümüz için bu platformu oluşturduk.

Bisiklete bindirilmiş eğitim sistemimizin jet hızı ile akan dünyanın peşinden yetişemeyeceğini gördüğümüz için bu eğitim sitesine start verdik.

Aynı zamanda Türkiye’nin potansiyelinin milli bir kimlik inşa ederek, doğru eğitim metotlarıyla tarihi yürüyüşümüze ve tarihe yürüyüşümüze ivme kazandırabilme potansiyelimiz aşikare görülmekte.

Onun için bu sitede bir araya geldik. 

Ve nihayet Türkiye’nin teoride, düşüncede, ilim ve tasavvur alanında gerçek Milli Eğitim, Milli Maarif  potansiyelini ortaya koyabilmek ve harekete geçirebilmek için ‘Türkeğitimtv’   adlı eğitim sitemizin yayınına başladık.

Ülkemize ve bütün dünyaya hayırlı olsun.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.