Lan oğlum bi susun! Çocuk ağlıyor galiba!..

Lan oğlum bi susun! Çocuk ağlıyor galiba!..

ABONE OL
12 Nisan 2021 10:20
Lan oğlum bi susun! Çocuk ağlıyor galiba!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bülent Köseoğlu, Pazarören 1993 mezunu

  İlkler unutulmaz, hele hele aileden ayrı geçen ilk gün…

Yaşamı kendi evimden ve köyümden ibaret zannediyordum buraya gelmeden önce.

Sanki hayat hep aynı istikamette gidecekmiş gibi hissediyordum.

Pazarören’e geldiğim gün, zaman adeta durmuş gibiydi ve başka biri olarak başka bir zamanın ve hayatın içine ışınlanmışım duygusu yaşıyordum. 

 İlk gün derslere bu duygularla girip çıktım, her şey çok normal gibi görünüyordu ancak yüreğimdeki özlem ve yabancılık duygusu içimi yavaş yavaş yakıyordu.

Okul heyecanı, yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler, derken akşam oldu. Akşam; özlemi, kederi ve yalnızlığı daha da derinleştiriyor; gün içinde kabuk bağlamış yaralarımızı yeniden kanatıyordu.

 Hani hastalıkta da böyledir ya: Gündüz azdır ağrılarımız, koşuşturmacadan fark etmeyiz. İyileştiğimizi düşünürüz. Ancak gece  çoğaldıkça çoğalır ağrılarımız, sabahı zor ederiz. Gündüzün hengamesi arasından çıkıp kendimizi dinlemeye başladığımız andan itibaren ağrılarımızı tekrar ve daha derinden hissetmişizdir hepimiz.  

Benimki de öyle oldu. Üzeri hafiften küllenmiş ateşim, tekrar alev aldı,için için yüreğimi derinden yakmaya başladı.

 İlk günün gecesinde yatacağımız koğuşa yerleştik.

Koğuştaki ranzalara bakarken evdeki yer yatağım geldi aklıma, bir de beraber yattığım kardeşim.

İlk defa onun parlayan gözlerinden, daima yanımda olmasının verdiği huzurdan uzak kalmıştım.

Şimdi bir sürü tanımadığım kişinin arasında yalnızdım. Kalabalıklar içindeki yalnızlığın acısı daha bir yakıcıdır.

Ben de için için yanıyordum o ilk akşamda. Arkadaşlarımı beklerken koca koca adamlar geldi koğuşa, konuşmalarından anladım ki lise son sınıfların koğuşuydu.

Beni son sınıfların koğuşuna vermişlerdi. Önce tedirginlik yaşadım ancak biraz benimle konuşup bana iyi davranınca tedirgin olacak bir durum olmadığına kanaat getirmeye başladım.

‘HOŞ GELDİN UFAKLIK’

Allah var, hepsi sevdi beni. Kimisi şaka yaptı takıldı, kimisi sorular sordu. Kimisi “Hoş geldin ufaklık!” dedi. On beş dakika sonra hepsi kendi hayatlarına döndü. Sınıftan, aileden, hocalardan, futboldan, kızlardan vb yetişkin muhabbeti yapmaya başladılar.

 Ben tek başıma ranzamda hayallerimle, eskiye ve aileye duyduğum özlemimle, derinden duyduğum yalnızlığımla, üzüntümle baş başa kalakaldım. O anda içime bir gurbet hüznü çöktü.

Kör kuyularda merdivensiz kalmış, çaresizlik bataklığına gark olmuş, niçin burada olduğumu sorgulamaya başlamıştım. Evden uzak olmanın özlemi ve kaçıp  gidememenin çaresizliğini birlikte yaşıyordum o akşam.

Sonra… Neden sonra koğuştakiler beni hatırladılar. Aralarından biri  seslendi: “Lan oğlum, bu çocuğu ispitçi (ispiyoncu) olarak mı verdiler acaba buraya?”  diyordu. Bir diğeri: “Oğlum, yarın gidip söyleyelim, bu çocuğu alsınlar buradan, rahat rahat konuşamıyoruz.” diyordu. Bir diğeri: ”Kasıt yoktur da küçücük, yeni başlayan bebe de lise son sınıfların koğuşuna verilmez ki… “ diyerek idareye saydırıyordu. 

Ben ise battaniyeyi çekmiş kafama ağlıyordum, sessiz sessiz ağlıyordum hem de.

Abiler ağladığımı duyarsa “korkak” derler, diye ağladığımı belli etmemeye çalışmaktaydım. Yurtta kalanlar bilirler, insanın yalnızlığını, özlemini, hayallerini en ince ayrıntısına ve özgürce yaşayabildiği tek yer battaniyenin altıdır.

Çünkü el ayak biraz çekilmiş, ışıklar söndürülmüş ve gam yüklü gemiler limana yanaşmıştır. Battaniyenin altı, kimsenin olmadığı, daha doğrusu sizi kimsenin görmediği tek yerdir yurtlarda.

Çünkü yurtlarda, bedenen zaten çok fazla özgürlüğünüz yoktur ama ruhen de özgür olamazsınız, her yerde insan, her yerde bir şeyler söyleyen birileri vardır.

İşte özgür olabildiğiniz ve duygularınızı özgürce yaşayabildiğiniz tek yerdir battaniye altları. 

‘HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLADIM’

Sonra ne kadar içlenmiş, ne kadar hıçkıra hıçkıra ağlamışım ki aralarından birinin seslendiğini duydum: ”Lan oğlum, bi susun; çocuk ağlıyor galiba!” dediğini duydum. Beni avutmak için yarım saat dil döktüklerini hatırlarım.

Hem de her biri bir taraftan bana bir şeyler anlatmaya çalışarak. İçime biraz olsun ferahlık vermişti onların tesellisi. Onlar da zannedersem çaresiz, küçük bir çocuğa abilik yapma sorumluluğuyla koruma ve avutmaya çalışmışlardı beni. Belki de kendi ilk günleri gelmişti akıllarına.

Tam hatırlamıyorum ama birkaç ay sonra idareyi ikna edip kendi akranlarımın koğuşuna aldırdılar beni. Ben de bu sayede derin bir nefes almıştım. Abiler bana iyi davranmışlardı, koruyup gözetmişlerdi ama akranlarım arasında kendimi daha rahat hissediyorum.

Şimdi bir eğitimci olarak düşünüyorum, pedagojik olarak bakıyorum da o zamanki bu uygulama ne kadar yanlışmış.

Pazarören; bizi hayata hazırlayan, kıymetli ağabeyler, arkadaşlar, öğretmenler edindiğimiz eğitim ocağımız, aynı zamanda yuvamızdı.

Gidenlere, aramızdan ayrılanlara Allah rahmet eylesin; yaşayanlara hayırlı, sağlıklı ömürler versin. Memiş Okuyucu  ağabeyime de bu anılara vesile olduğu için teşekkür ediyorum.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.