TÜM YÖNLERİYLE CEMİL MERİÇ DOSYASI

TÜM YÖNLERİYLE CEMİL MERİÇ DOSYASI

ABONE OL
31 Mart 2021 16:53
TÜM YÖNLERİYLE CEMİL MERİÇ DOSYASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Sosyoloji alanında büyük bir çığır açan usta kalem Cemil Meriç, kimdir? Hangi alanda çalışmalar yaptı? Gerçek ismi nedir? Eserleri hangi yayın organlarında yayımlandı? Dile bakış açısı neydi? Batı’yı nasıl tanımladı? Hangi özlü sözleri tarihe geçti? “Kamus bir milletin namusudur” ifadesini niçin kullandı?

Duayen sosyolog, büyük düşünür,
Entelijansiyamızın usta ismi Cemil Meriç’in hayatını sizler için derledik…

KARANLIKLARA PROJEKTÖR OLDU

Dile verdiği önem ve “Kâmus bir millietin namusudur” sözleriyle bir döneme damga vuran ünlü sosyolog Cemil Meriç, “Kelam, bütünüyle haysiyettir. Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.” İfadeleri İLE düşünceye ve dile verdiği önemle müstesna bir yer edindi.

ASIL ADI HÜSEYİN CEMİL

Cemil Meriç’in asıl adı Hüseyin Cemil’dir. Babasının adı Mahmut Niyazi, annesinin adı ise Zeynep Ziynet’tir. Meriç 12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da doğdu. Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göçen Türklerdendir. Fransız idaresindeki Hatay’da Fransız eğitim sistemi uygulayan Antakya Sultanisi’nde okudu. Bir süre ilkokul öğretmenliği ve nahiye müdürlüğü, Tercüme kaleminde reis muavinliği yaptı.

FRANSIZ DİL VE EDEBİYATINI OKUDU

Cemil Meriç, 1940’da İstanbul Üniversitesi’ne girip Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. 1941’den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayin Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı. 1942 ve 1945 yılları arasında Elazığ lisesinde, 1952 ve 1954 yılları arasında ise İstanbul’da Fransızca öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra İstanbul üniversitesi Edebiyat fakültesinde yabancı diller okutmanlığı görevinde bulundu, Sosyoloji bölümünde dersler verdi. Mükemmel düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, İngilizceyi anlıyor, Arapçayı, kendi ifadesiyle, “söküyor”du.

GÖZLERİNİ KAYBETTİ

Meriç’in 1955’de gözlerindeki miyobunun artması sonucu görmez oldu, ama olağan üstü çalışma ve üretme temposu düşmedi. Talebelerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 yılında İstanbul üniversitesinden emekli oldu ve yıllarının birikimini art arda kitaplaştırmaya girişti. 1984’te, önce beyin kanaması, ardından felç geçirdi, 13 Haziran 1987’de vefat etti.

BATI’YI BİR CÜMLEYLE ÖZETLİYOR

Cemil Meriç’in ilk yazısı Hatay’da Yeni Gün Gazetesinde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Türk Edebiyatı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı. Hisar dergisinde “Fildişi Kuleden” başlığıyla sürekli denemeler yazdı. Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı. Hanore de Balzac ve Victor Hugo’dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Batı medeniyetinin temelini araştırdı. “Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır.” saptamasında bulundu. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu ve sansüre, anarşik edebiyata şiddetle karış çıktı.

KIZI PROF. DR. ÜMİT MERİÇ BABASINI ANLATIYOR…

Olcay Yazıcı’nın Ümit Meriç ile söyleşisi şöyle: Bize Cemil Meriç’i anlatır mısınız? “Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz!” diye bir sözümüz vardır. Bence artık Cemil Meriç’i anlatmanın, tarif etmenin zamanı geçmiştir. Çünkü Cemil Meriç, tariflerin ötesine geçmiştir. O eserleri ile bugün aşağı yukarı 500 bin kişilik bir okur kitlesine ulaşmıştır. Bir teşbihle söylersek, Cemil Meriç bir çiftçidir, vatan sathına, Anadolu bozkırına düşünce tohumlarını saçmıştır ve o tohumlar şimdi onlarla, yüzlerle yeşeriyor, filiz verip, boy atıyor.

DIŞ DÜNYA CEMİL MERİÇ’İ TANIMAK İSTİYOR

Bu çiçekler, topraktan çıkmış, boyatmışlardır. Bu bakımdan Cemil Meriç’in artık okurlar cemaatini tanımak, biraz da onun üzerinde durmak lazım. Artık okurlardan, yazara gitme zamanı gelmiştir. Bu okurlar cemaati ile ilgili olarak benim çok özel gözlemlerim var. Bunlardan en önemlileri de, edilen telefonlar, gönderilen mektuplar, babamla ilgili anma toplantılarında bir araya gelen genç nesiller. 1997’nin Aralık ayında Tarık Zafer Tunay kültür merkezinde, Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi tarafından düzenlenen toplantıdaki konuşma metinleri İz yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Adı ise ilginç, “Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları.” Bu okurlar cemaati ile iki senedir temasımızı hiç kaybetmedik. Ayda bir defa toplanıyor, bazen Cemil Meriç’in eserleri üzerine, Cemil Meriç’ten alınan ilhamla yeni olaylar üzerine görüş ve fikir alış verişinde bulunuyoruz.

MERİÇ’İ TANIMAMAK AYIP

Ayrıca, Tunus Üniversitesi’nin tarih profesörü Abdülcemil Temimi’den, Cemil Meriç’in Arapça ‘ya tercümesi için teklif geldi. Konuşma sırasında babamın adı geçti. Ne yazık ki, Müslüman bir Arap entelektüeli olarak, muhterem babanızı tanımıyorum. Benim gibi diğer Arap dünyası da maalesef tanımıyor. Türkiye’nin bu kadar önemli bir yazarını tanımamak, bizler için ayıp sayılır. Babanızı bana biraz tanıtınız, dedi. Ben de peki dedim ve “Bu Ülke”yi açarak ona, “Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik!…” cümlesiyle başlayan bölümü okudum. Temimi öylesine etkilendi, öylesine beğendi ki bu cümleyi, lütfen dedi, babanızdan bir seçme yapınız ve onu vakit geçirmeden Arapça ’ya tercüme edelim. Arap dünyası, 20. Yüzyıl Türk kültürünün yetiştirdiği bu irfan adamını mutlaka tanımalıdır. Bu münasebetle bir yıldır Cemil Meriç’in Arapçaya çevrilmesi metinleri üzerinde çalışıyoruz.

TÜRK CUMHURİYETLERİNDEN YOĞUN İLGİ

Cemil Meriç’e karşı büyük bir ilgi var. Ayrıca Türk cumhuriyetlerinde de, Cemil Meriç’e karşı büyük bir ilgi uyanmaktadır. Cemil Meriç’in, Kazak ve Azerbaycan Türkçesine tercümesi yolunda da teklifler var. Yani biz belki Cemil Meriç’i dış dünyaya yeterince tanıtmadık, fakat dış dünya kendiliğinden Cemil Meriç’i tanımak istiyor, bunun için sınırları zorluyor. Çünkü Türkiye’yi tanımak demek; bir anlamda Cemil Meriç’i tanımak demektir. Bu arada Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan bir davet aldım. “20. Yüzyıl Türk Kültürüne Yön Verenler” başlıklı bir dizi başlatıyorlar. Şahsiyetler arasında babam Cemil Meriç’in yanı sıra, Mehmet Akif, Peyami Safa, Necip Fazıl, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Kemal Tahir gibi isimler de bulunuyor. Bir şehre, bir köye ve bir mahalleye tek bir Cemil Meriç sevdalısı bile düşmüş ise, o belde zamanla fikri bir tutuşma yaşayacak demektir…

Genç Cemil Meriç severler kimlerdir? Ne tür mektuplar geliyor size Babanızla ilgili olarak?… Cemil Meriç’i tanımak isteği daha çok yurtdışından geliyor. Türkiye’yi tanımanın, önce Cemil Meriç’i tanımaktan geçtiğine inanıyorlar. Psikoloji bölümünden mezun bir öğrencinin, Elif Özdemir’in, babam Cemil Meriç’le ilgili yazdıklarını aktarmak istiyorum. Bir bir profil çizmek için.

Elif benim öğrencim. 1997 yazında Amerika’ya gitti. Biliyorsunuz dünyanın en büyük kütüphanesi Washington’dadır. Orada, Türkiye’den yazar var mı diye araştırmış, bakmış ki, kütüphanede “Hint Edebiyatı” var, “Bu Ülke” var, “Jurnal” var, “Mağaradakiler” ver, “Işık Doğu’dan Gelir” var, “Kırk Ambar” var, “Ümrandan Uygarlığa” ve “Sosyoloji Konuşmaları” var. Yani, seçmeyi bilen her idrak Cemil Meriç’i arayıp buluyor. Yerliden, evrensele açılmak demek bu olsa gerek? Evet, evrensellik bu demek… Gelelim, Cemil Meriç’in okuyucular cemaatine (Ümit hanım özellikle bu kavramı kullanıyordu. Biz de değiştirmedik.) Bunların içinde yazarlar da var

Cahit Koytak’ın yazdığı ilginç bir şiir var. Adı “Son Osmanlı.” Cemil Meriç okurlarını daha yakından tanımak için, Tarık Zafer Tunay’daki toplantıya katılan, 17 yaşındaki Şükran Çatak’ın yazdığı mektubun ilk sayfasını okumak istiyorum: “Sayın Ümit Meriç Yazan, güzel paylaşımlara, dorukta mutluluk ve duyumlara vesile olduğunuz için teşekkürler. Kendimi hala bir rüyanın içinde hissediyorum. Ve oradan sesleniyorum şu an size. Fakat sanırım her şey gerçek, rüyadaki gibi eksiksiz ve güzel. Ve en önemlisi artık baş rollerden birini de ben oynuyorum.

Sizinle, Cemil Meriç günlerini paylaştık. Teneffüs ettiğimiz havayı, kitabı, tarihi, heyecanları paylaştık. Yüreklerimiz tek bir yürek oldu. Beynimizi büyüttük o gün. Yüreklerimizle birlikte fikirlerimizi, ülkülerimizi, heyecanlarımızı da büyüttük. Tüm bunları harflere, kelimelere, cümlelere hapsettim. Onları seslere bağladım. Ben yeni heyecanları da yine seslere, kelimelere kilitleyeceğim. Benden yeni sesler gelecek kulaklarınıza. ”

CEMİL MERİÇ İÇİN ŞEREF DEFTERİ

Bir de defterim var. Cemil Meriç’in şeref defteri. Defterin ilk sayfasına 4 Mayıs 1997’de kızıma hitaben şöyle bir şey yazdım: “Sevgili Hazal, bu defter Cemil Meriç’in fatihi olduğu serdengeçtilerin defteridir.

Ona sahip çık. Çünkü bu liste, sana bırakacağım mirasın hepsinden daha önemli, daha ölümsüz ve daha anlamlıdır. Deden, bu ülkede bir düşünce aristokrasisi yarattı. Bu listede onların şeref listesini bulacaksın…” Daha sonra bu deftere çeşitli isimler, Cemil Meriç’le ilgili duygu ve düşüncelerini yazdı. Onlardan birini size okumak istiyorum.

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi, Mahmut Çalışır’ın yazdıkları şöyle: “Seni tanımakla başladı her şey. Sen kopardın kızılca kıyameti. Akıllar seninle durdu. Kara zindanda doğan güneş sendin. Mağaradan seninle çıktım. Görmeyen gözlerim, seninle görür oldu. Aşk neymiş, acı çekmek neymiş, fikir neymiş seninle tanıdım. Şuurumun lambalarını yakan sensin…

Seni tanıdıktan sonra vatansız, kimliksiz kaldım. Seni tanıdıktan sonra ruhum boyalı bir kuş oldu. Şimdi ben göçebe bir serseriyim. Havarisiz İsa’yım… Seni tanımadan önce önümde iki kapı vardı. Biri cinnet, biri ölümdü. Şimdi üçüncü bir kapı var: O aşk kapısı… Kitaplar yaralarıma şifa olmaz oldu. Artık ben de karar verdim kitap olmaya. Seninle büyütüyorum acımı, hüznümü ve kendimi… Ben dergahtan kovulan dervişim. Körler seninle görür oldu.

Sağırlar seninle duydular. Dilsizlerse şimdi hatip.!.. ”Bir başka öğrenci, Yusuf Emre’nin yazdıkları ise şöyle: “Utanıyorum ismini yazmaktan, fikrin devasa insanı. Bu nesil adına. Bir sarmaşık gibi sarıldım, aşık olduğum kitaplarına. Bu aşkın büyüsünü bana kim yaptı? Bilmiyorum. Ama böyle bir büyüye nesil olarak muhtaç olduğumuzu biliyorum. Sen dünyaya hiç bir zaman kör bakmadın.

Bizler ise açık gözlerimizle kör yaşadık. Yıllarca bilgiye, kültüre karşı aç yaşadığımız için, hislerimizi de kaybettik. Okumamakla ve kitaba yabancı kalmakla, en şiddetli zulmü kendimize reva gördük. Ruhaniyetin karşısında şimdi biz utanmayalım da, kimler utansın? Kazanma adına hiç bir şeyini boşa kaybetmedin. Seninle bir defa daha, yoklukta varlık cilvesinin sırrını anladık. Med-cezire maruz kalan sıkıntıların dalgalar gibi sahilindeki kayalara vuruyor.

Ama sen aşınmadan, kızın ellerinden tutarak, yoluna devam ediyordun. Biz ise kıymetini bilemediğimiz zaman sermayesinin yokluğundan şikayet ettik durduk. Az da olsa yürüyebilseydik, duranların haline ağlamayı öğrenecektik. Fakat şimdi kendi halimize bile ağlayamıyoruz. Kapalı gözlerinle kitaplara selam sarkıtıyordun. Son anlarında kapalı şuurunla, Muhammet Sevgilim diyordun.

Ağzından çıkan son cümleyi duyduğumda, iliklerime kadar titrediğimi hissettim. Ağlamadım dersem, yalan olur. Şuurunun kapalı olduğu bir anda bile, Muhammed Sevgilim diyordun. Yaşasaydın, söylediğin bu cümle için sana köle olmaya razı olurdum…” Bunlar gibi daha yüzlerce mektup var. Bütün bunlar şunu gösteriyor ki, Cemil Meriç’in Anadolu bozkırına saçtığı tohumlar artık bugün çınar gibi boy atıyor.

MERİÇ SOYADI SİYASETİN ÜZERİNDEDİR

Seçim öncesinde siyasi çevrelerden size aday olmak için teklifler geldi. Fakat, bunları kabul etmediniz. Neden? Siyasete soğuk mu bakıyorsunuz? Öğrencilerime de söylediğim bir cümle var. O da şudur: Sizler bütün partilerin üstündesiniz. Kendinizi bir parçaya mahkum ederek, bütünden vazgeçmeyiniz. Sosyolog bir partinin değil, Türkiye’nin sosyoloğu olmalı. Türkiye kendi kendisini tanımayan bir ülke haline gelmiştir. Türkiye projeksiyonsuz yaşıyor.

Gelecekle ilgili hiç bir ideali yok. Halbuki büyük devletlerin yüzer yıllık, beş yüzer yıllık, biner yıllık projeleri, idealleri, hedefleri vardır. Türkiye ise plansız, programsız ve günübirlik, adeta bir böcek gibi yaşıyor. Türkiye’nin geleceğini düşünmesi, geleceği üzerine projeksiyonlar yapması şarttır. Yarınla ilgili planlar bugünden yapılmalı. Eğer bu yapılmazsa, yarınla ilgili ümitlerimiz de olamaz. Sosyologların bu sahada faydalı olacağına inanıyorum.

Fakat, sosyologlar hükümetlerin değil, devletin sosyoloğu olmalı… Konuya dönersek, evet, Meriç soyadının siyasileşmemesi için siyasete atılmadım. Çünkü o Türkiye’nin bütününü kapsayan kuşatıcı bir isim. Bu isme saygı göstermek, benim babama karşı bir görevimdir.

KALEMİN KUTSİYETİNE İNANIYORUM

Dünyanın küçüldüğünden ve küreselleşmeden söz ediliyor. 2000’li yıllarda genel bir dünya devleti kavramı mı ağırlık kazanacak, yoksa milli kimlikler mi ön plana çıkacak? Tabii bu sorunuza homojen bir cevap vermek mümkün değil. Çin ve Türk milleti gibi binlerce yıldan beri süregelen milletler vardır.

Avrupa millet bilinci var. Bir de ayrıca tarih boyunca hiç devlet kurmamış etnik unsurlar var. Yani globalleşme karşısında milletlerin durumu ne olacak sorusunun cevabı tek olamaz. Elbette dünya çok küçüldü. İlk defa bu kadar kısa zamanda milletler birbirlerinden haber alır hale geldi. Ben bilgisayarıma tıklıyor ve Avusturya’daki bir profesörle sosyoloji üzerine konuşabiliyorum. Bu küçümsenecek bir şey değil. Salise farkı ile fikir alış verişinde bulunabiliyoruz.

Bu manada elbette dünya küçüldü. İnsanlar oturduğu yerden, bilgisayar aracılığı ile uluslararası konferans verebiliyor. Fakat bu anlattıklarımdan teknolojiyi çok yücelttiğim, övdüğüm anlaşılmasın. Ben evime bilgisayar almadım. Hatta önce daktilo ile yazıyordum. Onu da bıraktım. Şimdi sadece elle yazıyorum. Yani kalemin kutsiyetine inanır hale geldim. Kalem kutsaldır. Çünkü üzerine yemin edilmiştir.

Bilgisayar bir yerde hain bir araç. Bir virüs çıkıyor ve her şeyi, bütün bilgiyi, emeği sıfırlayabiliyor. Oysa elle yazılan bir kelime yüzlerce sene silinmeden saklanabilir. Şüphesiz faydalı bir araç. Fakat ben bugüne kadar bilgisayar kullanarak, dahiyane bir eser sahibi olmuş tek bir insanla karşılaşmadım.

Fakat insan dahi ise belli şeyleri kullanmak açısından bilgisayardan istifade edebilir. Zaten dünyanın en önemli bilgileri hiç bir zaman bilgisayarlara yüklenmez.

ÖLÇÜ, DEĞİŞİRKEN “BİZ” KALMAK OLMALI

Toplumların değişmek kaçınılmaz durum. Fakat değişirken toplumun kendisi kalması, bu ana rengi muhafaza etmesi önemli. Değerli sosyoloğumuz Prof. Dr. Mümtaz Turhan hoca, ölçüyü “biz kalarak değişmek ve değişirken biz kalmak” şeklinde özetliyor.

Sizce ölçü ve denge nasıl kurulmalı? Bunun ölçüsünü, mayasını hiç bir birey koyamaz. Yalnız sosyolojik kanun olarak bir hakikat var. O da şudur: hiç bir toplum bütünüyle aynı kalamaz. Ve yine hiç bir toplum bütünüyle değişemez. Yani değişirken aynı kalır, aynı kalırken değişir. Mümtaz hocanın ölçüsü doğru. Bu bakımdan hiç bir ideoloji sonsuz, ölümsüz değildir. Tabii ki dinleri bunun dışında tutuyorum. Söz konusu olan beşeri ideolojilerdir. Beşeri nizamlar ise daima birbirini aşacaktır. Sosyal hareketleri bir yerde kontrol etmeniz mümkün olmaktan çıkabilir. Kendi kanununu kendi uygular.

CEMİL MERİÇ’TEN ÖZLÜ SÖZLER

Cemil Meriç’in özlü sözlerinden bazıları şöyle:

Jurnal’den: •Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir? 13 Haziran 2007

Bu Ülke’den:

•Dergi hür tefekkürün kalesi.

•Düşünceye câzip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.

•İngiliz hodgamdır .Bir millet değil de bir yığın. Yığın düşünmez, mâruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince arslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir. 6 Nisan 2007

•Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek. •Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülâkattır.

•Kâmus bir millietin nâmusudur.

•Her kavganın ezelî mazereti: Son kavga olmak. 23 Temmuz 2007

•Deha tabiatın en tehlikeli armağanı.

•İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.

•Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya. Günün sözü 19 Aralık 2006

•Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir. •Havarilerini yaratamayan İsa’nın yeri tımarhanedir, tarih değil.

•Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.

•İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri.

•Tefekkür Vuzuhla başlar, kurtuluş şuurla.

•Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.

•Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor memleketten. Hayır kirlettiği bir odadan kaçar gibi.

•Kelime: Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler. Yıldızlar tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven. Kelime kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem.

•Sol ve sağ; çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.

•Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu

•Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.

•Kelam, bütünüyle haysiyettir.

•Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla…

•Slogan, ilkelin ideolojisi.

•İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.

•Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.

•Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür.

•Kitap, istikbale yollanan mektup, smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. •Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.

•Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an: “Senin kitabın hangisi?”

•Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.

•Yığın düşünmez, maruz kalır.

•Bayağı, hissetmeyendir.

•Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.

•Meçhule açılan bir kapıdır kitap; meçhule, yani masala, esrara, sonsuza

•Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.

•Şiir ne bir teşrih masasıdır ne bir teşhir çarmıhı.

•Polemik zekâların savaşıymış; zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı, polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.

•Yaşayanları yöneten ölülerdir; demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var. •Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.

•Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.

•Asya’nın bütün evlatları içinde Batı’nın ilk benimsediği: Zerdüşt.

•Aldatmayan tek sevgili var dünyada: mutlak güzel.

•Her çağ kendi kelimelerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını.

•İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime.

•İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.

•Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye çalışan birer şal.

•Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmeyen, edilemeyen bir kelime.

•Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadele tarihi.

•Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi.

•Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.

•Raskolnikov sarsıntı geçiren bir toplumda yapayalnızdır. Dosto gibi. •Şuuraltı (psikanaliz) her istediğini kolayca elde eden mutlu azınlığın imtiyazı.

•Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

•Belki de medeniyet uyuyor ve zaman zaman rüya görüyor.

•Savaş bir irşat. Savaş, ışıkla karanlığın diyaloğu. Düşman, gözü bağlı olandır.

•Bu çökmeye hazır medeniyet üç sutün üzerinde duruyor: süngü, açlık, fuhuş.

•Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.

•Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.

•Tarihin mimarı: isyan, kadere, zamana, insana.

•Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

•Kronoloji: Aptalların tarihi.

•Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

•Mahalle kavgaları, tefekkürün zirvelerine ulaşmamalı.

•Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

Eserleri İnceleme: •Hind Edebiyatı (1964),

•Saint Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist (1967),

•Bu Ülke (1974)

•Umrândan Uygarlığa (1974),

•Bir Dünyanın Eşiğinde (1976), •Işık Doğudan Gelir (1984), •Kültürden İrfana (1985)Deneme :

•Mağaradakiler (1978),

•Bu Ülke (1985)Günlük: •Jurnal (1992)Diğer Kitapları:

•Kırk Ambar (1980),

•Bir Facianın Hikayesi (1981),

•Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993)Ödülleri

•Umrandan Uygarlığa (1974) (Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü)

• Kırk Ambar (1983) (Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü, Ankara Yazarlar Birliği Derneği’nin Yılın Yazarı ödülü)

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.