enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
13,7194
EURO
15,5684
ALTIN
786,58
BIST
1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Yağışlı
12°C
Ankara
12°C
Yağışlı
Pazar Yağışlı
10°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
13°C
Salı Parçalı Bulutlu
14°C
Çarşamba Yağışlı
12°C

TÜRK GİBİ DÜŞÜNEN, TÜRKÇE OKUYAN, TÜRKÇE YAZAN…

TÜRK GİBİ DÜŞÜNEN, TÜRKÇE OKUYAN, TÜRKÇE YAZAN…
REKLAM ALANI

Yazarımız Memiş Okuyucu, turkegitimtv.com okuyucuları için
1961 – 1980 yılları arasında beş dönem milletvekilliği, iki kez Çalışma Bakanlığı , bir kez de Sanayi Bakanlığı ve bir dönem de Millî Eğitim Bakanlığı yapmış bir isim olan duayen siyasetçi Ali Naili Erdem dosyasını hazırladı.


Ali Naili Erdem, neden “Okullarımızdan Türkçe okuyan, Türkçe yazan ve Türk gibi düşünen kuşaklar yetiştirmeliyiz.” dedi.

Erdem, ‘’Her Türk’ün bir Amerikalı, bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz gibi şapka çıkarılan bir ulusun bireyi olması idealinin peşindeydim.’’ ifadesini niçin kullandı?

İşte Memiş Okuyucu’nun kaleminden bütün yönleriyle Ali Naili Erdem dosyası:  

YAZI ARASI REKLAM ALANI

İnsanlar, modern dönem sosyolojisinin alt kimlik ya da alt kültür unsuru olarak nitelediği değerler ile ülkesi ve insanları arasında bağ ve aidiyet kurmaktadır.  Alt kimlik, üst kimlik derken alt üst olmuş bir şimdiki zaman kimliğinin neresinde kendimizi bulacağımız ayrı bir soru.

1990’lı yılların başında Azerbaycan’ın bağımsızlığına geçiş süreci zamanları idi. Dönem hadiseleri ülkemiz insanıyla birlikte, basınının yakın takibini de o bölgeye çekmişti. O zamanın Azerbaycan Milli Hareketi olan Azerbaycan Halk Cephesi ve faaliyetleri, hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

İşte o dönemlerde Azerbaycan’dan haberler  yapılırken bir detay, hafızamda canlandı. Halk cephesi karargahına giren bizim gazetecilerden birisi bir fotoğraf paylaştı.  O fotoğrafta Humeyni, Atatürk ve Türkân Şoray resimlerinin üçü bir arada yer almaktaydı. Siz bunu isterseniz alt kimlik, isterseniz üst kimlik olarak alın. Toparlanmakta olan o zamanın Azerbaycan’ın da bu fotoğraf, bir  aidiyet sembolü idi.

Geçenlerde Edirne emini Mustafa Hatipler’den,

“Edirne’nin yolları taştan/Sen çıkardın beni baştan”şiirini dinleyince siyasetin, içine çeken, baştan çıkaran cazibesini, tozlu taşlı yollarında geçen bir ömrü, zihnimde türlü  çağrışımlarla okumaya başladım Ali Nailî Erdem’in Siyasetin Yollarında adlı hatırat kitabını.

Ali Naili Erdem, 1961 – 1980 yılları arasında beş dönem milletvekilliği, iki kez Çalışma Bakanlığı , bir kez de Sanayi Bakanlığı ve bir dönem iki yıl kadar da Millî Eğitim Bakanlığı yapmış bir isim.

Buna ilaveten grup başkan vekilliği görevinde bulunmuş. Şair, yazar, hukukçu kimliği olan bir siyasî şahsiyet. Türkiye’nin o dönem ana akım sağ siyasî merkezi Adalet Partisi’nde, kesintisiz bir şekilde 20 yıl kadar vekillik, bakanlık yapmış bir siyasetçi kimlik. Benim için asıl ilgi çekici tarafı, Nailî Bey’in  1975-1977 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunmuş olmasıdır.

O devir Türkiye’sinin seyir günlüğünden bir sayfa. 1961’de 4 milyon olan çağ nüfusunun sadece 2 buçuk milyonu okula kayıtlı. Bunların da ne kadarı okula devam ediyor, belli değil.  1965 yılında kırk bin köyü olan ülkede, sadece 360 köyde elektrik var. Yani köylerin yüzde doksan dokuzunda elektrik yok. 1970 Türkiye’sinde okuma yazma oranı yüzde 55. Okullaşma oranı ise nerede ise rakamlara bile giremeyecek durumda.

Bu zihnî motivasyonlarla ülkemizin yoklarının var, varlarının yok olduğu bir devir, kitap hikâyesinin kapsama alanına girmekte. Siyaset üzerinden ülkemiz sosyolojisi ve psikolojisine dair zihnimde kamp kurmuş sorulara cevap ve iz teşkil edecek bir merak duygusu, bu kitabı   okurken cazibe merkezim oldu. Yazar, girişte bu hatıratı, “ne savunma ne de kimi kişileri küçük düşürme” maksatlı yazmadığını belirtiyor. Nailî Bey, bu kitapla halinin ve hayatının bir takririni yapmış.

Daha başlaşngıçta  ne tür bir toplumda, hangi taleplere cevap arayacağının ipuçlarını vermekte bize. Vatandandaş, devir ve kimlik sorgulaması yaparak kitaba giriş yapmakta: ‘’Bir eli toprakta, bir eli Allah’ta’ diye tasvir ettiği vatandaşı ‘bu adam benim insanımdır.’(s.15)  diyerek önceki dönemin vatandaşla mesafeli duruşuna, bir cevap tavrı göstermektedir.  Baba metaforu ile ‘’ezan, bayrak ve Atatürk’ (s.19)  üçlemesi bir üst kimlik bağı olarak vurgulanmakta.

‘’Siyaseti bir kahramanlık, bir cesaret madalyasına talip olmak değildir ki…’’diyerek yürüdüğü siyaset yollarına dair ipuçlarını ortaya koymakta Nalî Bey.

1946 seçimlerinde Fevzi Paşa’yı 18 yaşında İzmir’de seçimlerde gezdirerek başlar siyaset ilgisi. 1947’de Hukuk tahsili için geldiği Ankara Hukuk’tan 1951’ de mezun olunca, siyasetle bağları artık iyice kuvvetlenmiş olarak İzmir’e döner.   

Bir insanı anlatan sözler vardır. Kimi  zamanda bir dünyayı bize anlatan hadiseler olduğu gibi…  Yazar, bir  kültür adamı sıfatıyla,  birikimine dayanarak okura,  bir devri/o  devri  yansıtan sahneler sunmaktadır.  

Dönem siyaset sosyolojisini yansıttığı  farklı ağızlardan söyleyişlerle de, o devri anlamlandırmaya yardım etmekte:

‘’Batı uygarlığı akla, doğu uygarlığı ise duyguya dayanır.’’

‘’Altım toprak, üstüm yaprak, yastıcağım yaş idi.’’

Milletin bağrında rahneler açan 27 mayıs çetesinin varlığı her aşamada görülmekte:

‘’Yassıada Başsavcısının o uğursuz sözü‘’Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.’’

Samet Ağaoğlu: ‘’Buradan ister savcının istediği gibi ölü, ister diri ama zafer bayrağı elimde olarak çıkıyorum.’’

O dönem Menderes’e tekerleme: “Arabalardan mercedes, şarkıcılardan Hamiyet Yüceses, Efendilerden (Başvekillerden)  Adnan Menderes’’

Otel Barikan’dayız Hoca (Prof. Dr. Ali Fuad Başgil) geldi.

 22 Şubatçı darbeciler için kılıç artığı yerine geçmek üzere tasvir  sadedinde sözleri: ‘’27 Mayıs Haçlı seferlerinin yenilmişleri boş durmuyordu.’’

Hadiselerdeki akışa ve anlatışa, duygu dünyasından gelen sözlerle  bazen melalli bir ahenk katmakta Nailî Bey: ‘’Hüznüm bazan gözyaşıma dönüşür, dalar giderim.’’

Siyasî tarihe dair notlar düşmüş:‘’Demirel’in genel başkan oluşuna, 1961 seçimlerinde Mehmet Turgut’un evinde karar verildi.’’

1965 ilk kabinede sanayi bakanı. (38 yaşında)

Agah Erozan’ın belirttiğine göre ‘’Politikada biri un, biri ün olmak üzere iki yol vardır.’’ Ali Naili Erdem zaman zaman temas ve ifade ettiği gibi, kendisi ‘tamah ve mal hırsı olmayan’, hanımı evinde elinde çamaşır yıkayan bir sade  ‘ün’ yolunun taliplilerindendir.

Kimi zaman hayatın tamamı bir oyun, insanlarda ellerine verilen oyuncaklarla meşgul ‘oyuncular’ mesabesinde görülürler Nailî Bey’e. İşte burada hafızası, batıdan  bir anlamlandırma çabası ile karşılık bulur olanlara: ‘’İnsanlar çocuk doğar, çocuk ölürler, sadece ellerindeki oyuncaklar değişir.’’Feurbach

Galiba bu anlamlandırma çabası kendi kültürel köklerinden olunca daha bir anlam katmakta değerler dünyasına. Nailî Bey bu noktada devam etmekte hayatın kendi köklerinden gözlerle anlatmaya. Hem boşluğunu, hem de hoşluğunu seyir günlüğünde biriken hatıralarla dile getiriyor:  ‘’Hayat bir anlayışa göre,’ diyor  Nailî Bey, ‘’bir cenabetin elinden bir cenabetin eline geçen hamam tasıdır.’’

Bazen de siyasetin kuralı diye kendisine enforme edilen “sen sus, genel başkanın konuşsun” yazısız kuralında aklı kalmakta. Adına siyaset, siyasi parti ve genel başkan otoritesi denilen ‘hal’e isyan kelimeleri dile gelmekte, Naili Bey’de. ‘’Seni tanımaktan hem mutluyum hem de şanslıyım. Ancak bir o kadar da şanssızım. Çünkü her şeyin en doğrusunu sen düşünüyorsun. Bense artık hiç düşünmeden yaşıyorum.’’ Paul Valery

Nailî Bey, “Politikada kıskançlık, dedikodu ve iftira, bitmez tükenmez … Ve iktidar hırsı beraberinde fenalıkları getirir.’’ diyerek nasıl bir alanda yürüdüğünün teşhis ve tespitini yapmış.

Fenalıkların bol olduğu, yolların en çok kesiştiği, 24 saatin çok uzun süre sayıldığı siyasette, kıskançlıklar, hesap kitap işleri bol  bulunmakta. Çokça insanlar yolunuza çıkmakta.

Artık siz kimin yoluna ne kadar çıktığınızın bir çetelesi yok. Kendi yükünüzü ağırlaştırmamanın böylesi durumlarda en çıkar yolu ya da hafiflemenin veciz iafadesi, ‘olanları unutmak’. Unutmak kolay mı diye düşünenler olursa adını Karacaahmet Mezarlığı koyup veciz bir halk kültürü olarak ifadelendirebilirsiniz. Bunu da o dönem siyasetinin ustalarından birinin lisanıyla söyletmekte:

 ‘’Benim yüreğim Karacaahmet Mezarlığından büyüktür. Ve içimdeki bu mezarlıkta ne ölüler ve ne gözyaşları var bir bilseniz.’’ Osman Bölükbaşı

Özgürlük, ekmek bulamayanların pasta yerine tükettiği bir şey mi acaba? Aç kurtların, tok lordların piyasasında çerez niyetine piyasaya sürülen bir tüketim nesnesi mi? Bu alan karmaşık suallere cevap aranan bir arena. Burada Nailî Bey, kitap boyunca çok dikkat çeken olgunluk ve aile terbiyesinden mülhem bir hususiyetini de dile getirmekte: ‘Nefret etmemek’. ‘’Cumhuriyeti kuranlar, yeni insanımızı inşa etmenin mücadelesini de verenlerdi.  Bu insan özgür olacaktır. Uygar olacaktır. Toplumdan nefret etmeyecektir.”

Siyaset tarihini takip edip, bir zamanlar biz neymişiz? Var oluş ölçülerimiz nelermiş? Hangi ülkelerle yarışın dendiği için, bizde kimlerle yarışırmışız diye merakı olanlara, o devrin  ölçüsünü zamanın Dışişleri Bakanı lisanıyla vermekte Nailî Bey. 1958 Fatin Rüştü Zorlu, ‘’Yunanistan’ın girdiği her yere ben de girerim. Yunanistan boş bir havuza atlasa bende atlarım.’’

Devrine ait insan ve kişilik tasvirlerinden örnekler. Yakın siyaset tarihinden isim ve resimler. Bakan Bey’in portreler galerisinden geçenler:

‘’Sadi Irmak ile öğle namazı için abdest alırken karşılaşırdık. Bir hoş adamdı.’’

‘’Nihat Erim peçeli kominizmin çanına ot tıkamıştı.’’

Ali Nailî Erdem’in Milli Eğitim Bakanı penceresine gelenler:

‘’Okullarımızdan Türkçe okuyan, Türkçe yazan ve Türk gibi düşünen kuşaklar yetiştirmeliyiz.’’ (s.194)

‘’Bana göre eğitim ve ekonomi at başı gitmeliydi. Bu sebeple de kalkınma için insan, insan için kalkınma göz önünde bulundurulmalıydı.’’ (s. 195)

‘’Eğitimin bir amacı milletin sürekliliğini sağlamak, bir diğer amacı da mes’ut insanların topluluğunu oluşturmaktır.’’(s.210) Eğitim ve okullar alanında sorumlu bakan olarak hayal edilen bu, ancak hakikat ne? O gözlemini de bir eski bir Millî Eğitim Bakanı olarak yazmış Nailî Bey;

’Bizim okullarımızdan üreten akıllar değil daha çok tüketen akıllar mezun oluyorlar. Oysa gelişimini tamamlayan ülkeler ne vasat ne üretmeyen zekâlar yetiştiriyorlar.’’(s.151)

Naili Bey o döneme dair bir genel değerledirmesi: ‘“okullar siyasete bulaşmış.’’ şeklindedir. Çözümü ise özellikle maarif tarihinin bu kısmının alakadarlarına cevap oluşturacak mahiyettedir.

Millî Eğitim Bakanı olarak, somut değerlerden çok  genel bir ideal çizmekte:  ‘’Her Türk’ün bir Amerikalı, bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz gibi şapka çıkarılan bir ulusun bireyi olması idealinin peşindeydim.’’

Arkasından da bölünmüşlüğe karşı uygulamaya koyduğu çözüm formülünü sunmakta: “Türksüz, ezansız ve bayraksız bir Türkiye imajına tarafsız kalamam, kalmadım da(…) Merasim sonunu beklemeden Bakanlığa dönünce ‘’Her okula bir Atatürk köşesi ile kitaplığının yapılmasını istemiştim.’’(s.225)

Arkasından da bakanlığı döneminde yaptığı bir icraatını ‘’Kültür Devrimi’ olarak açıklamakta. Burada o yıllarda pek meşhur olan Mao’unun ‘kültür devrimi’ kavramındann bir etkilenme olabilir mi acaba diye bir an düşündüm: ‘’altmış kadar Meslek Yüksekokulu açıldı.’’

Meclis içinde ve dışında seviye ve ağırlık, sahibini yükselten bir meziyettir. Bunu taşımayanlara tavsiyeleri var Nailî Bey’in:

’Yasama dokunulmazlığı hiç bir parlamentere elfaz-ı galiza hakkı vermez.’’

‘’Bırak eğitimi evladım sen ilkin bir haya öğren.’’ Akif

‘’Edepliye dokun geç, edepsizden sakın geç.’’

Cemil Meriç, ‘’Osmanlı’nın  fetih destanı, ahlâkın fetih destanıdır.’’

Meşhur Güneş Motel hadisesi ya da 11’ler olayı. 1978’in ilk günleri. Kendisi gurup başkanvekili. Siyaset tarihimizdeki çok büyük bir kırılmanın yakın şahitlerinden birisi kendisi.

‘’Dr. Mete Tan, Demirel’in gizli toplantılarına iştirak eder. Enver Akova ilk seçildiği günden itibaren Demirel’e toz kondurmuyordu. Tuncay Mataracı Demirel’in silahşörü gibiydi.’’ diyor.

Ali Nailî Erdem’in bu hadise üzerine Meclis kürsüsünde yaptığı konuşma:’’Kanatimca bir hükümetin kurulmasıyla hükümet müessesesi, cumhuriyet tarihimizde görülmemiş ağır bir darbe almıştır. Dünyanın en güzel mevkileri ulufe dağıtılır gibi dağıtılmıştır. Doğa kanunları diye diye hukuku inkâr ve ihlal edenler, bu kerede hükümet olacağız diye rejiminde, millî iradenin de ve ahlâkında hançerlenmesinde sakınca görmemişlerdir. ‘’

Nailî Bey, Eski DP Kayseri Milletvekili İbrahim Kirazoğlu’na 12 Eylül sonrası olanları nasıl değerlendirdiğini sorar. Oda; ‘’Ne devlet makamında ne de kocalı karıda gözün olmasın. Her ikisinin de başa ne çorap öreceğini kestirmek mümkün değildir. (s.292)der. Bunun üzerine Nailî Bey, ‘’Kocalı karıda gözümüz olmadı ama devlet makamlarında gözümüz olduğu için başımızdan iş eksik olmadı.’’  diye yaşadıklarını terennüm eder. .

Ali Nailî Erdem hayatına rehber, olanlardan dersler alarak/vererek kitap boyunca hayat derslerine devam etmekte.

‘’Mutlu insan suallerine cevap bulan insandır.’’

Ağıt yakmak yolu kısaltmaz. Yas tutmanın ise, yolda kalmışlara hiç bir getirisi bulunmamakta. Muhasebe ayrı bahis. Biten bir devrin ardından ne yapmalı,  diye düşünenlere yol haritası. Bu karşılık ‘partiler kapanırsa ne yapmalı’  sualine ilmiyeden bir cevapla yola devam ediyor. Mustafa Kafalı’nın lisanıyla: ‘’Türklerde çöken bir yapıya sahibiyet yoktur. Derhal yeni bir yapıya geçiş yaparlar.’’

‘’1979 Güvenoyu aldık. 12 gün sonra uyarı mektubu yayınlandı.’’

  ‘’İnsan, ilahî bir ayettir.’’ Elbette bulabilene, insanı keşfedebilene.

Almanya Hristiyan Demokrat Parti Kongresinde gözlemci. Genel başkan Kohl konuşuyor. Salonda bazı koltuklar boş. Öğreniyorlar ki, o boş koltuklar,  bu dünyadan göçen  hizmeti geçmişlere ait. Hizmetleri anılıp, hatıraları yad ediliyor. Arkasından, ‘’Bizim kongrelerimizde de böyle bir saygıyı görmemenin sıkıntısını yaşıyorum.’ Diyor. (s.267) 

Her şeyi bindirip gelmeyecek diyarlara gönderdiğimiz, maziyi süpüren kasırga atını kim nerden hatırlayacaktır…

Siyasetteki felsefesini açıklıyor Nailî Bey: ‘’Ve eğer bey, akşam sofrasına oturduğunda teb’asından biri açsa, o yerde oturmamalı. Ta ki o teb’asının karnı doyuncaya kadar.’’Kutagu Bilig Siyaset Felsefesi ‘’Aklımdan çıkmıyordu’’ diyor.

Ali Nailî Erdem’in Siyaset Yollarında adlı hatıratını okuyunca, bu yazıyı, siyasetin yolları taştan diye bir başlık cümlesi yadıma geldi. Özellikle 1960-1980 arasında geçen devri çeşitli cepheleriyle merak edenlere fikir verici bir kitap.

Sağlıcakla kalın.

REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.