İLK MUHAFAZAKAR YAYIN ORGANINI KİM ÇIKARDI?

İLK MUHAFAZAKAR YAYIN ORGANINI KİM ÇIKARDI?

ABONE OL
1 Nisan 2021 16:33
İLK MUHAFAZAKAR YAYIN ORGANINI KİM ÇIKARDI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Usta kalem, turkegitimtv.com yazarı D. Mehmet Doğan, sizler için bütün yönleriyle Eşref Edib dosyasını hazırladı. Peki Eşref Edib kimdir? Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’la yolları nasıl kesişti? Türkiye’de ilk İslami mecmuayı kim çıkardı? Bu ve buna benzer pek çok sorunun cevabını D. Mehmet Doğan’ın kaleminden Eşref Edib dosyasında bulacaksınız…

BÜTÜN YÖNLERİYLE EŞREF EDİB DOSYASI

Eşref Edib ancak Mehmed Âkif’le ilgili araştırma yapanların iyi bildiği bir isimdir. Fakat geniş kitleler, hatta bugünün edebiyat-sanat camiası bile onu fazla tanımaz.

HEP MEHMET AKİF’İN YANINDA

Bugün eğer Mehmed Âkif’le ilgili bazı şeyleri iyi biliyorsak onun emeği ve çabası iledir. Hem Sıratımüstakim/Sebilürreşad dergisini yayınlamış, hem de Âsar-ı İlmiye Kütüphanesi başlığı altında kitaplar neşretmiş, bu arada Safahat’ı da basmıştır.

Onun Mehmed Âkif’le dostluğu, yayın-çalışma arkadaşlığı herhalde örnek teşkil edecek değerdedir.

1908’den itibaren hep Mehmed Âkif’ledir. Âkif’in en yakınında olanlardan ve onu en yakın tanıyanlardan biridir. Mehmed Âkif’in böyle bir dostu, yakını olmasa idi, acaba bugün bildiğimiz Âkif ne kadar eksilirdi?

Onun yayıncısıdır, yükünü çekendir. Güvenilir dostudur. Konuşmalarını kayda geçirip yayınlanmasını sağlayandır. O yokken, onun yokluğunu aratmayandır. Bir’i iki yapandır, çoğaltandır. İki el bir araya gelince sadece ses mi çıkarır sanıyorsunuz?

AKİF: EŞREF YAZAR BEN GÖRÜRÜM

O İstiklâl Mahkemesi’nde Mehmed Âkif adına da sorgulanan ve yargılanandır.

Ankara’nın en muhataralı zamanında, “Ankara emperyalizme karşı dünya İslâm kıyamının (ayaklanmasının) umumi karargâhıdır” denilen günlerde, “Büyük İslâm Kongresi” toplanması kararlaştırılmışken bir davet metni yazılması Âkif’den istenince, onun “Eşref yazar ben görürüm” dediği adamdır.

O bize Âkif’i hatırlattı. Biz de onu Âkif vesilesi ile hatırlıyoruz. Mehmed Âkif, İstanbul’dan ayrılırken, ona mühim bir iş ısmarlamıştır:
“Meşihattekilere söyle bir halt etmesinler!”

O sıralar işgalcilerin baskısıyla şeyhülislâmlıkta Anadolu’daki hareketin meşru olmadığı yönünde bir fetva hazırlandığı konuşulmaktadır. Dönemin şeyhülislamı Haydarizade İbrahim Efendi böyle bir fetva vermemek için direnir, fakat nihayetinde baskılara dayanamayarak istifa eder.

Şeyhülislâmlık makamına Dürrizâde getirilir. Eşref Edip, yeni şeyhülislâmı ziyaret eder ve ona: “-Efendi hazretleri, sizi yalnız o fetvayı çıkarmanız için getirdiler. Fakat bunu yaparsanız ilelebed tarih sizi tenkit edecek. Anadolu kıyamı memleketi işgal eden düşmana karşı millî bir cihaddır. Bunu isyan şeklinde göstermek, millî, dinî çok büyük bir hata olur. Bunu yapmamanızı temenni ederim” der.

EŞREF EDİB KUVA-YI MİLLİ SAFLARINDA

Dürrizade bu söze kulak vermeyecek ve o meş’um fetvayı yayımlayacaktır. Bu “halt”ı işleyen Dürrizade’nin şeyhülislâmlığı dört ayı bile bulmayacaktır!

Eşref Edib’in Kuva-yı Milliye macerasının başlangıcı,1920’nin ilk günlerine kadar gider.

Mehmed Âkif dergi idarehanesine gelmiş ve ona “Hadi hazırlan, gidiyoruz!” demiştir. Onun “nereye?” sorusunun cevabı “Top ve tüfeğin patladığı yere; artık burada duramıyorum”dur.

İzmir’in işgali üzerine Anadolu’nun batısında ortaya çıkan Kuva-yı Milliye
hareketine destek vermek için Âkif’le Balıkesir’in yolunu tutar.

Âkif’in Balıkesir Zağanos Paşa Camii’ndeki meşhur vaazını not ederek
Sebilürreşad’da yayımlar, böylece tesirinin Balıkesirle sınırlı kalmamasını sağlar.

DERGİ HABERLEŞME MERKEZİ OLUYOR

İstanbul’da dergi idarehanesini Millî Mücadele’nin haberleşme merkezini haline getirir. O sıralar Sebilürreşad’ın şiarı “Bugün icma-ı ümmet (ümmetin, milletin fikir birliği) Anadolu’dadır” olmuştur.

Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonra da Meclis’in İstanbul’daki hususî posta hizmetleri bir süre buradan idare edilir. Nisan ayında dâvet üzerine Ankara’ya giden Âkif’in ardından “derginin klişesini al gel” demesi üzerine, 1920 yazı başlarında yola çıkar. İlk durak Kastamonu’dur.

Şehirde Millî Mücadele havası hissedilmemektedir, bu onda hayal kırıklığı
meydana getirir. Bir taraftan İstanbul’dan Ankara’ya doğru bir akış varken, bunun tersi bir göç de görülmektedir. Mücadelenin gidişinden ümidi kesenler, Kastamonu ve İnebolu yoluyla İstanbul’a gitmektedir.
Eşref Bey burada hemen teşkilatçılığını gösterir. Yunanlılar İnebolu’ya asker çıkaracak ve Ankara’yı kuzeyden kuşatacaktır. Bir beyanname yayınlar.

Kastamonu halkının Millî Mücadele’ye desteğini sağlamak hususunda çok büyük hizmet görür. Hatta silahlı bir güç oluşturulmasında da faal rolü olur.

Kastamonu valisi başlangıçta Eşref Bey’i destekler, fakat bir süre sonra onun başarısından korkar; bir tertiple onu yok etmek ister. Eşref Edip, komplodan haberdar olan emniyet müdürünün uyarısıyla Kastamonu’yu terk eder, Sinop’un yolunu tutar.

MEHMET ÂKİF DEVREYE GİRİYOR

Durum bu hale gelince Ankara’dan Mehmed Âkif devreye girer, bununla da
kalmaz, bizzat Kastamonu’ya hareket eder.

Eşref Bey Sinop’a vardığında durum anlaşılmıştır. Sinop’ta mutasarrıf ve kumandan tarafından karşılanır. Mutasarrıf, Zihni Bey, “zaten ben bu adamın (Kastamonu Valisi Cemal Bey’in) burada tutulmasının doğru olmadığını birçok defa Ankara’ya bildirmiştim” der. Eşref Bey Kastamonu’ya dönmek için yola çıkar. O, Kastamonu’ya varmadan, Vali Cemal Bey Kastamonu’dan kaçar. Eşref Bey’i Kastamonu’da Mehmet Âkif’le birlikte fırka (tümen) kumandanı ve emniyet müdürü karşılar. Mehmed Âkif valinin ne karakterde bir adam olduğunu anlayamadığından dolayı, Eşref Bey’e biraz kırgındır.

KASTAMONU’DAN DERGİ YAYINI

Mehmed Âkif’in Kastamonu günleri, üç ay kadar sürer. Dergilerini Kastamonu’da yayınlamaya başlarlar. Âkif, Nasrullah Camii kürsüsündeki meşhur vaazını verir.

Çok hızlı not tutan Eşref Edip vaazı kaydedip dergide yayınlar. Bu zamanın
beklediği bir sözdür, tarihe kalacak eskimez bir metindir. Derginin bu sayısı birkaç baskı yapar, on binlerce çoğaltılır, Diyarbekir Merkezli Elcezire kumandanlığı risale halinde basıp binlerce çoğaltılır. Anadolu’nun camilerinde cemaate okunur.

Aslında o zamanın şartlarında bu kadar yayılan bu metin, bütün camilerde okunan yazı, daha sonra şairin kâğıda dökeceği İstiklâl Marşı’nın bir nevi açıklaması mahiyetindedir.

İKİ ARKADAŞ ANKARA YOLUNDA

Millî Mücadele’nin temel belgelerinden biri böylece ortaya çıktıktan sonra iki arkadaş, Ankara’nın yolunu tutarlar…

Ankara’da Âkif ve Eşref Edib’in Millî Mücadele’de başardıkları büyük iş, bugüne kadar fazla bilinmemiş ve yeterince takdir edilmemiştir. Zaten onlar da takdir kazanmak için çalışmamışlardır. İşlerini ibadet eder gibi yapmışlar, vazife ve sorumluluk şuuruyla hareket etmişler, mükâfatını da devletlulardan beklememişlerdir.

Eşref Edip, Millî Mücadele’den nice yıl sonra, dergisini yeniden yayınladığında Âkif’in manevî kızından ötürü damadı Hayreddin Karan’ın hatıralarını anlatması teklifini “vatan ve millet yolunda yapılan hizmetler anlatılmaz bu bir nevi övünme olur” diyerek karşılar. Fakat onun ısrarı üzerine anlatmak zorunda kalır.

İnkılâp tarihi resmî tedrisatın esası olmuştur; yalan gerçeğin yerine ikame
edilmiştir. Eşref Bey yaşadıklarını kendine pay çıkarmadan, övüngenliğe
düşmeden anlatır. Sebilürreşad’ın 234- 258. sayıları arasında tefrika edilen İstiklâl Savaşı yıllarına ait hatıraları şu cümlelerle son bulur:

“İşte bu minval üzere ta büyük zafere kadar Ankara’da neşriyatımız devam
etti. Zaferden bir müddet sonra Birinci Büyük Millet Meclisi dağılınca, biz de yine Sebilürreşad klişesini ve yarım asır evvel alıp Ankara’ya giderken
götürdüğüm portatif koltuğumuzu alarak İstanbul’a döndük. Burada
Sebilürreşad’ı neşre devam ettik.”

“İşte size Sebilürreşad’ın Millî Mücadele’deki ehemmiyetsiz hizmetinin pek
kısa bir özeti…

Ben bunlardan hiç bahsetmeyecektim, övünme olur, diye.
Fakat sizin ısrarınız üzerine büyük bir mahcubiyetle değersiz hizmetlerimiz hakkında bu kadarcık izahat vermeye mecbur oldum. Ben söylemekten yorulmadım; bilmem, siz dinlemekten ve yazmaktan yoruldunuz mu?”

Samimiyet, tevazu, mahviyetkârlık kelimelerinin bugün unutulmuş mânalarını Eşref Edib’in bu sözlerine bakarak kolaylıkla bilebiliriz. Büyük iş yapanların büyük tevazuudur bu.

EŞREF EDİB’İN MÜTHİŞ TEVAZUSU

1925’te “Şark isyanı” dolayısıyla İstiklâl Mahkemesi’ne sevkedilen ve uzun
sorgulamalardan sonra dergisini bir daha yayınlamamak sözüyle serbest bırakılan sıra dışı bir kahramanın tevazuu.

O dergi ki, Millî Mücadele boyunca Büyük Millet Meclisi’nin kendi bütçesinden para ayırarak bastığı ceride-i islâmiye (islÂmi gazete)dir. İslÂmî gazeteye savaş sırasında ihtiyaç vardır, harp bitince gazetenin islÂmisine de gerek kalmamıştır!

Buna rağmen Eşref Edip hatıratını şu cümlelerle bağlar:

“Allah dinimize, devletimize, milletimize zevÂl vermesin… İstiklÂlden bizi mahrum etmesin… Dinimizin, devletimizin, milletimizin şanını yükseltsin…”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.