TÜRKİYE’DE MATEMATİK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ YETERLİ Mİ?

TÜRKİYE’DE MATEMATİK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ YETERLİ Mİ?

ABONE OL
15 Nisan 2021 13:08
TÜRKİYE’DE MATEMATİK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ YETERLİ Mİ?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Matematik alanında yaptığı özel çalışmalarla adından sıkça söz ettiren, TÜBİTAK gibi prestijli kurumlardan pek çok kez ödüle layık görülen; Kırıkkale Üniversitesi (KKÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli Toptaş’tan Türkeğitimtv’ye özel açıklamalar. Türkiye’de Matematik eğitim ve öğretimi yeterli mi, matematiği nasıl tarif ediyor? Matematiği geliştirmek için ne yapmalı? Matematiği sevdirmenin yöntemleri neler? Pandemi dönemi eğitimi nasıl etkiledi? Ve daha pek çok sorunun cevabını bu özel söyleşide bulacaksınız!…

Öncelikle Matematik nedir bize anlatır mısınız?

Prof. Toptaş: Yazmış olduğumuz ‘Resimli Matematik Terimler Sözlüğü’ kitabımızda matematik kavramını basit bir dille açıklamaya çalışmıştık. “Matematiği; aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanan niceliklerin özelliklerini inceleyen bütün bilimlerin ortak adı”(Olkun ve Toptas, 2016) olarak tanımlamıştık.

MATEMATİK TEK BİR TANIMLA SINIRLANDIRILAMAZ

Ancak matematik tek bir tanımla sınırlandırılıp açıklanacak bir bilim değildir. Matematik sokaklardadır, esnafın hesabında, çocukların oyunlarında ve yemek yapan herkesin tariflerindedir. Her zaman savunduğum bir görüş vardır. “Matematiği anlamak hayatı anlamaktır.” Çoğu insan belki de öğrenmesi en zor ders ya da bilim olarak matematiği gösterir.

Dikkatinizi çekerim buradaki en zor olarak tanımlanan matematik diğer derslerle karşılaştırılmış, analiz edilmiş ve en zor ders olarak seçilmiş. İnsan zihni bu seçimi yaparken bile farkında olmadan matematiksel anlamda düşünmektedir. Gündelik hayatta böylesine maruz kaldığımız matematik ile aslında her saniye iç içeyiz. Bu yüzden matematik, insanoğlunun en eski akademik disiplini olarak günümüze kadar gelmiştir.

Matematik kimilerine göre toplum içinde yaşamı sürdürebilmemiz için gerekli bilgileri içeren bir disiplin olarak görülmüş kimilerine göre ise önyargısız, mantık çerçevesinde ve akıl yürütülerek yapılan bir insan etkinliği olarak tanımlanmıştır. Yani matematik bazen zorunlu bir ihtiyaç olarak görülmüş bazen de düzen ve estetiğin birleşimi bir sanat eseri olarak betimlenmiştir.

BİLİMİN BİR AYAĞI DA MATEMATİKTİR

Özellikle içinde bulunduğumuz çağın en önemli gelişimi ve gereksinimi matematiksel ve analitik düşüncenin dünyamızın tüm yönlerine nüfuz etmiş olmasıdır. Sağlıktan ekonomiye, teknolojiden uzay bilimine uzanan güncel gelişmeleri bir masa olarak düşünürsek bu masanın bir ayağını elbette matematik oluşturmaktır. Bu yüzden matematik hayatın ta içindedir.

Türkiye’de matematik öğretimi ve eğitimini yeterli buluyor musunuz? Geliştirmek için neler yapılmalı?

Prof. Toptaş: Türkiye’de Matematik dersi genel olarak zor ve korkulan bir ders olarak algılanmaktadır. Bu algının oluşmasının en önemli sebebi matematiğin günlük hayattan kopuk sadece kural ve işlemlerden oluştuğu o nedenle öğrenebilmek için çok kuvvetli bir hafıza ve ezber yeteneğinin olması gerektiği düşüncesidir. Bu algının kırılabilmesi için matematik öğrenme – öğretme sürecinin anlamlı, eğlenceli ve keşfedilecek bir hale getirilmesi gerekmektedir. Sürecin aslına uygun yani olduğu gibi yaşanması bile bu uğurda başlı başına önemli bir adımdır. Zira matematik hayatı anlamaya yarayan, kendiliğinden eğlenceli ve yaratıcı bir süreçtir.

Dünyadaki durumumuz nasıl?

Prof. Toptaş: Dünya gelişim basamaklarını matematiğin yardımıyla tırmanırken birazda Türkiye’deki matematik eğitimi ve öğretiminden bahsetmek isterim. 

BAŞARIMIZ ORTALAMANIN ALTINDA

TIMSS gibi uluslararası yapılan sınavlarda matematik başarımız genel anlamda uluslararası ortalamanın altında kalmaktadır. Akademik anlamda yapılan çalışmalar, öğrencilerimizin matematik tutumlarının olumlu olduğunu göstermiş ancak bunun sınav başarılarına yansımadığını ortaya çıkarmıştır. Yapılan bazı araştırmalar da öğrencilerin matematiği sevdiğini ve ev ödevlerine yeterli ve gerekli özeni gösterdiklerini belirtmiştir. Bu çalışmaların sonuçlarının genel olarak anlamı şudur diyebiliriz. Öğrencilerimiz matematiği topluma ayak uydurmak için seviyor görünüyor, ev ödevlerini öğretmen ya da velilerini memnun etmek için yapıyor ancak matematiği kendi içinde içselleştirip sevmediğinden gerçek anlamda matematiksel başarının tadına varamıyor. Elbette bu yapılan çalışmaların değişken ve sonuçlarına dayanılarak yorumlanacak bir durum. İşin kolayca yorumlanacak kısmı ise çocukların sevmedikleri işleri yaparken mutsuz olması ve başarısızlığı kabullenmeleridir.

Başarı için ne gerekiyor?

Prof. Toptaş: Matematik başarısı bireyin zihninde matematiğin ne ölçüde canlandığını gösterir. Örneğin, her seviyeden öğrenci herhangi bir matematik problemiyle karşılaştığında bu problemi kendi zihninde doğru bir şekilde canlandırır ve analiz ederse kağıt üzerinde de bu doğrultuda çözüme ulaşabilir.

Bu doğru muhakemeyi kurmayı öğretmek de elbette öğrencileri üzerinde çok emeği geçen öğretmenlerimize düşmektedir. Ben bu konuda özellikle sınıf öğretmenlerimizin omuzlarında biraz daha yük olduğunu düşünmekteyim.

Ev ortamından belki de ilk defa çıkan bir çocuğun hemen hemen her şeyin temelini attıkları sınıf ortamında matematiksel anlamda düşünmenin de temellerini burada sağlamlaştırdığını düşünmekteyim. Elbette bu demek değildir ki okul öncesinde çocuklarımızı matematik ile tanıştırmamalıyız. Aksine bir çocuk sınıf ortamına ve derslerine ne kadar hazırlıklı ve haberdar gelirse pek çok şeyi zihninde kolayca anlamlandırabilir. Bunlardan bir tanesi de matematiktir.

EĞİTİM FAKÜLTELERİNE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR

Piaget’e göre okul çağına gelen her çocuk somut işlemler dönemindedir. Bunun anlamı ilkokul düzeyinde her sağlıklı çocuğa çevresinde gelişen her durumu olabilecek en somut haliyle açıklanması ve öğretilmesi gerektiğidir. Peki bunu matematiğin kılıfına nasıl bürüyebiliriz? Aynı mantıkla düşünürsek ilkokul düzeyindeki her sağlıklı çocuğun zihninde matematiksel ifadeleri ve düşünmeyi olabilecek en somut haliyle anlamasına ve çocuğun kendi yaşamında matematiği keşfetmesine yardımcı olmaktır. Bu konuda gerek sınıf öğretmenlerimize gerekse sınıf öğretmenleri yetiştiren üniversitelerimizin eğitim fakültelerine oldukça iş düşmektedir. Üniversitelerden atandıkları memleketlere giden sınıf öğretmenlerimizin önce kendi zihninde matematiği somutlaştırmaya yönelik bilgileri ve deneyimleri olması sonrasında da bunları öğrenci ve velileriyle paylaşmaları matematiğin gelişimi açısından oldukça önemlidir.

PANDEMİ OLUMSUZ ETKİLEDİ

Son bir senedir içinde bulunduğumuz yorucu ve bir o kadar da olumlu anlamda değerlendirilmesi gereken bir dönem yaşıyoruz. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de pandemi süreci olabildiğince tedbirler kapsamında ele alındı. Maalesef bu süreçte pek çok öğrenci, öğretmeni ve sınıf ortamından uzak kalıyor. Gerek bakanlığımızın gerekse öğretmenlerimizin gerekli fedakârlıkları yaptığından haberdar olmak beni de çok mutlu ediyor. Ancak daha öncede bahsettiğimiz özellikler somut dönemi yaşayan ilkokul öğrencilerimizin hibrit eğitim ile küçük zihinlerinde birer farkındalık ve bilgi genişlemesi yapmak açısından oldukça güç olduğunun farkındayım.

-Uzaktan eğitimde yapılması gerekenler neler?

Bu süreç içerisinde ben de elimi taşın altına koymak ve elimden geldiğince matematik eğitimi ve öğretimi sürecine yardımcı olmak istedim. Yaklaşık 1 yıldır gerek il milli eğitim müdürlükleri gerekse üniversiteler aracılığıyla oldukça fazla sınıf öğretmeni, sınıf öğretmeni adayı, veli ve öğrencilere matematiği eve nasıl taşıyabileceğimize dair seminerler veriyorum. İşin içerisine ‘çocuk’ kavramı girince elbette orada ‘oyun’da yerini alır. Evde çocuklarımızla hem eğlenerek hem de öğrenerek yapabileceğimiz pek çok matematiksel oyundan ve öneminden bahsetmekteyim. Ayrıca matematik materyalleri tasarlamaktan ve bunların çocuğun hayatında nasıl işlevsellik kazanacağına da değinmekteyim. Oyun ve materyaller ile çocuklarımız matematiğin nasıl da evde, okulda, alışverişte, yolda ve hayatının içinde olduğunu keşfeder ve bazen bizler bir şey yapmasak da çocuklar kendilerini bu alanda geliştirebilir. Özellikle ilkokul dönemindeki çocuklar yaparak yaşayarak aldıkları öğrenimi hayata geçirmekte zorluk çekmezler. Ben de online olarak ulaşabildiğim her eve bunların öneminden bahsetmeye ve örnekler vererek anlamalarını kolaylaştırmaya çalışıyorum.

Matematikle ilgili son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak matematikle ilgili yapmış olduğumuz birkaç çalışmanın sonucundan bahsetmek isterim. Geçtiğimiz yıllarda öğrenciler tarafından genel anlamda hissedilen matematiğin korkusu ve kaygısının altında yatan sebepleri inceledik. Yaptığımız çalışmaların çoğunda ilkokul düzeyindeki çocukların genelinde matematiğe karşı olumsuz bir duygu olmamasıyla birlikte korku ve kaygıyı tetikleyen en önemli faktörün çevre olduğu sonucuna vardık. Yani her duyguya olduğu gibi matematiğe de en saf duygularıyla yaklaşan çocuklarımızı bu korku ve kaygıya itenlerin veliler ve öğretmenler olduğunu keşfettik.

MATEMATİĞİN SİHRİNİ TATTIRMAK GEREKİR

Özellikle veliler olarak çocuklarımızın kafasının içinde ne kadar yer edindiğimizi bilerek hareket edersek matematiğe karşı önyargısız bir şekilde okula gelebilmelerini sağlayabiliriz. Maalesef anne-babaların sevmeyerek ya da korkarak anlattığı matematik hatıraları çocukların zihninde başarısızlık kapılarının açılmasını sağlamaktadır. Velilerin “Ben de matematik dersinden çok korkardım.” veya “En sevmediğim ders matematikti.” gibi olumsuz duygu aşılamaları çocuklarımızda matematik hastalığına yol açabilir. Aynı şekilde sınıf içinde öğrencilerine matematik başarılarını tattıran öğretmenler sayesinde çocuklar, matematiğin sihrini sevebilir, arzulayabilir ve keşfedebilirler.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.