UNUTULMAZ BİR PAZARÖREN ÖĞRETMEN LİSESİ HATIRASI!

UNUTULMAZ BİR PAZARÖREN ÖĞRETMEN LİSESİ HATIRASI!

ABONE OL
23 Nisan 2021 13:32
UNUTULMAZ BİR PAZARÖREN ÖĞRETMEN LİSESİ HATIRASI!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Bu yazıyı beş yıl kadar önce kaleme almıştım.” O yılları hafızamın küflü raflarından indirip anıların üzerideki tozları silerek tekrar yaşamak ve okuyanlara tekrar o yılların hüznünü ve mutluluğunu bir arada yaşatmak istemiştim.

ÖĞRETMEN LİSESİNE DAİR…

İlkokul 5. sınıfta okurken Öğretmen Okulu sınavlarına, sınavların ilçede olmasının kolaylığıyla bütün sınıf girmiştik. Sınav sonrasında heyecanla o müjdeli haberi beklemeye, bu sınav sonucunun hayatımda bir yol ayrımı olduğunu da derin derine hissetmeye başlamıştım.

Birinci sınavı kazananlar sonunda belli oldu. Kazananlardan birisi de bendim. O anki heyecanımı bugün aldığım önemli haberlerde bile  yaşamadım. Bir şeyleri başarmanın verdiği heyecan, benim gibi bir taşra çocuğu için gerçekten o zamana kadar doyasıya yaşayamadığım bir duyguydu. Biraz da kendime güvenmem gerektiğini söylüyordu içimdeki ses.

 Kazananlar kendi illeri Yozgat’ta ikinci sınava girecekti. Sınav zamanı gelip de Yozgat’a yolculuğumuz başladığında artık daha emin fakat yine de kaygılı bir ruh haliyle bindim minibüse. İlk defa asfalt çalışmasını Yozgat-Sarıkaya arasında görmüştüm, yolların asfalt olmasının ve aracımızın sarsmadan bizi götürmesinin ne kadar konforlu oduğunu da yaşamıştım bu yolculukta.

Yine benim için  uzun sayılabilecek bir yolculuktan sonra Yozgat’a vardık. İlk defa bu kadar uzak bir yere seyahat etmiştim, bu yolculuk biraz da başımı döndürmüştü bu yüzden. İlk defa ilçemizin bağlı olduğu şehre gitmiştim. Taşradan gelmiş, şehir görmemiş bir çocuğun hem şaşkın hem heyecanlı hem de tedirgin hali vardı attığım her adımda. Kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyordum şehrin kalabalığında. Öğretmenimiz rehberliğinde Yozgat’ın gezilecek yerlerini de gezdik.

 Kendi ilimiz olan Yozgat şehir merkezinde sınava girdik. Sınav öncesinde kendime güvenim vardı, ilk şaşkınlığı üzerimden atmıştım ama yine de  kaygı zihnimi yokluyor ve düşüncelerimi ele geçirmeye çalışıyordu. Sınavda zorlansam da sınavı iyi yaptığımı düşünmeye ve kendime moral vermeye çalışıyordum. Aksini düşünmek bile istemiyordum çünkü.

Bir zaman sonra sınav sonuçları açıklandı. İlk açıklanan listede adım yoktu. Çok üzülmüştüm. Bütün o kurduğum hayaller, başarma duygum gitmiş, yerine taşra çocuğu olarak kabuğumu kıramamanın verdiği eziklik ve güvensizlik gelmişti.

 İlçemde, Çayıralan Ortaokulunda eğitim-öğretime başladım. Ortaokul o yıllarda bana hiç cazip gelmemişti. Sanırım ortaokulun cazip gelmemesinde en büyük etken, sınav sonuçlarında adımın açıklanmaması ile hayallerimin suya düşmesi olmuştu. Ruh halimi ve motivasyonumu olumsuz etkileyen bu duyguyu içimden atamıyordum bir türlü. Ben, böyle hayal etmemiştim çünkü.

 Ekim ayının sonlarına doğru Selçuk İlkokulunun önünden geçerken çok değerli ilkokul öğretmenim Hüseyin DURAN bana seslendi. Yanına koştum. Sınav sonuçlarının geldiğini, sınavı kazandığımı söyledi. O kadar çok sevindim ki koşarak evimize gittim. Çölde susuzluktan ölmekte olan bir yolcunun son anda can havliyle  bir vahaya ulaşmasına ve kendini serin sulara atmasına benzer bir ruh haliyle doldu taştı içim. Geç gelmişti bu sevinç ama gelmişti işte.

 Dedemle beraber kalıyorduk. Dedeme sınavı kazandığımı söyledim. Dedemden kocaman bir “aferin” aldım. Onun beni rahatlatan ve huzur veren sesini şimdilerde o kadar çok özlüyorum ki… Onun tavsiye ve tecrübeleri benim birçok başarımda yol gösterici olmuştur.

Eğitim işlerimle genellikle teyzem ilgileniyordu. Teyzem de Kozan köyünde öğretmendi. Gece kurduğum hayallerle sabahı zor ettim.  Ertesi gün vakit kaybetmeden Kozan köyüne gittim. Teyzeme biraz gururla, biraz da övücü sözler duyma isteğiyle Pazarören’i kazandığımı söyledim.

Teyzemden, beklediğim o heyecanı  göremedim, teyzem artık öğretmen okullarının kapatıldığını, Pazarören’in liseye dönüştüğünü söyledi. Çayıralan Lisesi ile oranın arasında fark kalmadığını anlattı. Kendisi de Ağrı Kız Öğretmen Okulu mezunu idi. Yatılı okumak ile ilgili anılarını paylaştı ve kararı bana bıraktı.

Teyzem sonuçta benim heyecanla geçmek  istediğim yolları çoktan geçmiş, beni nelerin beklediğini tecrübeleriyle görmüş ve beni bu konuda aydınlatmaya çalışmıştı. Ben, annemin de Kayseri’de olması nedeni ile gideceğimi söyledim. Teyzem de bu kararımdan dönüş olmayacağını anlattı.

Fakat ben kararımı vermiştim bir kere, aslında teyzemden takdir ve destek almak, heyecanımı paylaşmak ve sevincimi çoğaltmak için gelmiştim. Beklediğimi alamamanın burukluğuyla ayrıldım köyden. Annemin Kayseri’de olması, onsuz geçen yıllarımın verdiği elem ve ıstırabın etkisi bu kararımdaki asıl etkendi. Bir çocuğun anneden ayrı olmasının acısını ancak yaşayan bilir. Benim iç dünyamdaki bu acıyı ve anneme kavuşma isteğimi teyzem anlamamıştı maalesef.

 Sonuçta o yıllarda büyük bir maddi külfet olarak 18.000 liralık bir teminat senedi imzalanıyordu. Yasal varislerimi ikna ederek o işi de halledip yola çıktık. Yolculuk boyunca hem geride bıraktıklarımı hem de beni nelerin beklediğini düşünmeye başlamıştım. Teyzemin söyledikleri de beni tedirgin ediyordu bir yandan. Kayseri şehrine yaklaştıkça heyecanım artmaya başladı.

Kayseri’den sonra Pazarören otobüsüne bindik. Yeni okuluma çok yaklaşmıştık. Otobüs de o yılların en lüks taşıtı olan meşhur “margaros”tü. Kayseri’den yavaş yavaş uzaklaşmaya, şehrin  dışına çıktıkça merakla yolu izlemeye başladık. Yolda gördüğüm her ağacı, dereyi, tepeyi, köy evlerini kendi memleketimde bir yerlere benzetiyor, benzettiğim yerlerle ilgili anılarımı zihnimde tazeleyerek yeniden yaşıyordum. Otobüs gidiyor ama yol bir türlü bitmiyordu. Üstad Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirinde söylediği “Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin/ İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler” dizelerini bu yolculukta Üstad gibi ben de yaşıyordum sanki.

 Otobüsün içi bazen böyle hayaller kurmamı engelleyecek ses ve kokuyla da doluydu, ne kadar içlendiğimi varın siz düşünün. Çünkü otobüsün içinde hayvanlar dahi taşınıyordu. Ama biz alışıktık, böyle otobüslere. O yüzden belki, yadırgayıp tiksinmek yerine hayal kurabiliyordum.

Otobüs, üstelik bir de yolcuların köylerine girip çıkıyordu, yolculuk daha da uzuyordu. Heyecanım yerini yavaş yavaş bıkkınlığa bırakmıştı ki yolculuk sona erdi ve Pazarören’e geldik. Okulu gördüm ve beğendim. İstenilen evrakların neler olduğunu öğrenip kurul raporu almak için Kayseri’ye tekrar döndük. Anlayacağınız bizim yol derdi bitmek bilmiyordu. Maceralı bir haftadan sonra raporu alıp evrakların tamamlanması için  verilen süre sona ermeden, tutulan taksi ile Pazarören’e döndük.

Büyüklerimizden ayrılma vakti gelmişti. Vedaları sevmezdim ama bu veda zorunluydu artık ve bunun bilincindeydim. Öğretmenim Hüseyin Duran, teyzem ve Veyis Altuntaş’ın abisi Ali Altuntaş bizleri okuldaki Çayıralanlı büyüklerimize emanet ederek Yozgat’a gitmek üzere yola çıktılar. Biz de onları yolcu etmek üzere okuldaki ağabeylerimizle  terminale kadar eşlik ettik.

Büyüklerimizle vedalaşıp ayrıldık, tekrar meşhur Toros Kapı’dan içeri girip zille beraber etüde yönelince yalnız başıma kaldığımı anlamıştım. İlk defa kendimi bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmiştim. Sanırım okulun Kayseri’ye çok yakın bir yerde olmaması bende büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Ben bir yandan da  anneme yakın olduğunu düşünerek bu okulu tercih etmiştim ama umduğum gibi çıkmadı. Bu hayal kırıklığını uzun süre üzerimden  atamadım. Yorgan altında gizli gizli ağladığım günler oldukça fazla idi.

Hayallerimdeki gibi bir okulla karşılaşmamıştım. Teyzemi dinlemememin pişmanlığı da içimi kemiriyordu. Ancak geri dönüşü yoktu ve ben buraya alışmak zorundaydım. Zaman aktı, birçok yarayı sağalttı. Hayallarimdeki gibi olmayan o yuva, bana bir sürü kardeş vermişti. Beni hayata hazırlamış. Acısı ile tatlısı ile yaşam tecrübesi vermiş. Ayakta kalmayı ve mücadele etmeyi öğretmişti. Acıların ve yalnızlığın da hayatın tecrübe halkasına dahil olduğunu yaşayarak orada öğrendim. Öğretisi o kadar çoktu ki nerede bir PAZARÖREN mezunu görsem bizden büyükse abimiz veya ablamız, bizim yaştaşımız ya da bizden küçükse kardeşim gibi gördüm.

PAZARÖREN’de emeği geçen öğretmenlerimize saygı ve şükranlarımı sunarım.

Ayrıca okulumuzda bizlere emeği geçen bütün personelimize de şükranlarımı sunarım.

İyi ki PAZARÖREN’de eğitim görmüşüm. İyi ki oralar benim ikinci evim olmuş.

Nereye gitsem göğsümü gere gere söylediğim iki yerleşke var: ÇAYIRALAN ve PAZARÖREN.

Osman Avcı

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.